YAZMAK SANATTIR,

29.04.2026 - Çarşamba 16:32

“Eğer mümkün olsa, karşınıza anadan doğma çıkardım fakat size asla bir şey kanıtlama kaygısı içinde değilim elimden geldiğince size beni anlattım” diyor ünlü Fransız yazar Montaigne….

Ya çırılçıplak olacaksın, ya da yazmayacaksın !……

Çıplak derken, bazı embesiller farklı algılayabilir, ben  soyunacaksın demedim, yazılarında sade, yalın, olacaktın İşte, size örnek aldığım bir Fransız yazarın sözüyle başladım bu haftaki yazıma, Montaigne nin hayatını irdeledim ben,

Montaigne evde olduğu zamanlar, hayatını hep çok değer verdiği kitaplığında geçirirmiş. Yazdığı yerden hem bahçesini, hem tavukların kümesini, hem de sokak kapısını görerek yazarmış ….

İlk olarak bir yazarın, senli benli konuşup samimi olması gerektiğini ondan öğrendiğimde, henüz ortaokul talebesiydim….

Halbuki  o zaman benim çevremdeki  insanlar yapmacık ve süslü püslü edebiyattan hoşlanıyordu…

Bence yazılanlar ya yürekleri yakmalı ya da sobanın içinde odunların arasında kaybolmalı….

Fakat mutlaka samimi olmalı….

İz bırakan yazarları örnek aldım şimdiye kadar. Ama onları taklit etmek yerine, içimdeki alevlerin kendime has bir yangınla şekillenmesine izin verdim…Kısa ve net ben yazılarımda kimseyi taklit etmedim, içimden geldiği gibi yazdım ve yazıyorum işte.  Yine odama çekilmiş, bilgisayarımı açmış, Haber caddesi okurlarıma neler yazsam diye düşünüyorum… yazmak öyle sandığınız gibi kolay değil,

Gülmeyin ama düşünüyorum da, yakında bu yazılarımın çıktığı çalışma odamın  tüm duvarlarını, daha bir konsantrasyon amacıyla simsiyah  boyatmayı arzu ediyorum….

Einstein’da aynı şeyi yapmış ya:) yine seslerinizi duyar gibiyim,

“Hem kimseyi taklit etmem diyorsun, hem Eistein’i taklit edeceğim diyorsun, bu ikilem niye” yok yaaa espiri yaptım ben, hiç öyle simsiyah yaptırımıyım, ben içi karanlık biri değilim, benim odamın duvarları açık mavi  boyalıdır… çok sevdiğim bir renktir,  İnsanın içine ferahlık verir.

“Çın çın” yine whatsappp yine arkadaşım, “Seçil ne yapıyorsun”.

“Müziği açtım, iki da  kaşık aldım göbek atıyorum”  diyeceğimde, diyemiyorum işte !… yahu durrrr Haber Caddesi’ndeki köşeme yazıyorum.

Çok kitap okur, çok araştırırım, bir yerde okumuştum , diyor ki, sağlıklı bir yazar, bir saat içinde bir yazıyı yazarken, 55 litre oksijen tüketir, 700 kez soluk alıp verir… Allah Allah vallahi bunu bilmiyordum işte, hemen koluma akıllı saatim Apple Watch takıp, ölçümlere bakıyorum…

Oksijen deyip geçmeyin, yaşamından verir o yazıya….Ve elde olmayan bir istikrarla hayat böylece akıp gider onun için…

Gerçi Yazar, bütün duygularını ortaya koyduğu için, eleştirmeye gönüllü insanların tuzaklarına düşebilir. Onlar bir ağacı budar gibi budadıkça, O kuvvetlenir….

Unutmayın bir çam ağacı, kırk kişinin karbondioksitini oksijene dönüştürüyorsa, bir yazı da okuyuculara farklı bir bakış açısı kazandırarak, okuyanı dönüşüme uğratır….Hayat verir duygulara….Habercaddesi okurlarımdan biri ulaşamadığından msn den bana mesaj atmış “ Seçil hanım, yazılarınızın bağımlısı oldum “ diyor… ne güzel sevilmek…

Yazar, unutulmasını istemediği gerçekleri kaleme alıp, kalıcı yaparken, insanları tırmandığı bir dağın en tepe noktasına ulaştırır….

Yazar, profesyonelse eğer, kendi ölümüyle yetinmez, okuyanı da önce öldürür, sonra dönüştürür….

Yazının muhatap olduğu, duygulardır ama hiçbir zaman mantığı çiğnemeyecek kadar saygılıdır onlar…

Bir yazı aynen bir ağaç gibi olmalı diyorum.

Güzel yazılmışsa eğer, okuyup geçemezsiniz, mutlaka en azından bir mevsim yürekte iz bırakmalı yazılanlar….

İnsan duygularına katkıda bulunmaktır Edebiyat….

Hayat görüşlerini tetikleyip, harekete geçirmek….

Montaigne’nide dediği gibi “anadan üryan”  olmaktır yazarken, temiz bir ruhla duyguları aktarmak…

Hayal dünyalarına zenginlik katmaktır…..

Kimsenin hatırı için, sahte açıklamalarda bulunmamak…..

Ola ki arada sırada  serpiştirilen birkaç küfür, birkaç argo söz, fiyakasını kaybettirmez yazının, bilakis gerçekçi de yapar

Ama Edeb libasından hiçbir zaman soyunmamaktır….

Yazarken bile, her ne kadar üryan olsan da AR damarını hiçbir zaman unutmamaktır….

Hem hastalıktır O…Orhan Veli’nin dediği gibi….

“Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, kelimelerin kifayetsiz olduğunu, bu derde düşmeden önce ben..”

Demek istediğim, bazılarının yaptığı gibi “Yazı olsun köşe dolsun” gibi düşünen yazarlardan değilim ben,  öyle makyaj kuklaları gibi, yüzümü palyaçoya çevirip, toplum karşısına çıkmam ben, sıradan bir ruj yeterde artar bile, benim güzelleşmeye ihtiyacım yokki.. işte kendim gibi yazılarımda da aynıyım ben sıradan öyle süslü kelimelerle boş şeyler yazmam, yazarsam  Her hangi bir şeye gülüp geçtiğiniz gibi yazımın başlığına bakıp, okumadan geçemezsiniz….

Kalırsınız orada ve bu yazar her ne yazdıysa “okurum” dersiniz….

O başkalarının emeklerinden çalanlar çırpanlar, kendi yazısıymış gibi  internette tepsi içinde sunanlar bir müddet okunacaktır onlar…sonra İnternetin çöplüğünde kullanılmış süt şişesi gibi bir kenarda dururlar  bunu profesyoneller anlar. Hele de şimdi biliyoruz ki “Google2 var hadi size minik tüyo, şüphelendiğiniz yazının ilk satırını Google amcaya gönderir, anında cevap alırsınız, görün bakın  kimin yayınlanmış yazısını çalmıştır. Ama benim yazılarımı bulamazsınız, çünkü onları ben yazarım, Montaigne’nin de dediği gibi çırılçıplak yazılardır onlar… Başkalarının süslü giysileri ile giydirilmemiş yazılar.

Bu haftalık ta, bu kadar, yine arkadaşımın bir sözüyle bitireyim bu haftaki köşemi,

“Seçil insanlar o kadar sahtekar olmuşlarki, sosyal medyada alıyor benim paylaşımımı, kopyala yapıştır yapıp, birde altına kendi imzasını atıyor, ama ben onlara kızmıyorum arkadaşım, çünkü ben onları değil, onlar beni taklit ediyorlar, zavallılar..”

Evet işte arkadaşımın da dediği gibi zavallı onlar… unutmayın yazmak bir sanattır, herkes yazar olsaydı, dünya bir kaos olurdu… Unutmayın bu bir yetenektir. Neyse bu haftalıkla bu kadar haydi kalın Sağlacakla…

SEÇİL ESKİOĞLU

GAZETECİ - YAZAR

YORUM YAZ